Tag Archives: Mobil

Facebook: Bana Parayı Göster

Daha on yıl önce varolmayan bir websitesinin ve şirketin bu kadar popüler olması insanı şaşırtan birşey. Kimileri Facebook’a girip durumlarını güncellemeden günlerine bile başlayamıyorlar. Kimileri ise siteyi eleştiriyor ve kişisel bilgilere erişim konusundaki endişeleri nedeniyle boykot ediyorlar. Halka arz fiyatından hisse satın alan birçok kişi fiyattaki ciddi düşüş nedeniyle ateş püskürürken, diğer yatırımcılar ve endüstri analistleri şirketin geleceği konusunda umutlular. Facebook hakkında halihazırda bir film yapılmışken, bir devam filminin söylentileri etrafta dolaşıyor. Kitapçılarda Facebook hakkında yüzlerce kitap olması yetmiyormuş gibi, şimdi bazı şirketler size Facebook profiliniz ve fotoğraflarınızdan derlenmiş bir kitap basma hizmeti veriyorlar. Facebook hakkında şarkılar, hatta mini bir müzikal bile bestelenmiş! İster beğenelim, ister beğenmeyelim, Facebook heryerde, yaşamlarımızın içinde.

Herkesi heyecanlandıran en son Facebook haberi 1 milyar aktif kullanıcı müjdesiydi. Amazon Web Services (AWS) kaynaklı bir rapora göre bu ayın başında, 4 Ekim’de, Facebook 1 milyar aktif kullanıcı aşamasına eriştiğini bildirdi. Şirketin bundan önceki aşaması Temmuz 2010’da 500 milyon aktif kullanıcıya erişmesiydi.

Kayıtlı kullanıcılardan farklı olan aktif kullanıcı terimini Facebook, “bir önceki ay sırasında siteye giriş yapmış kullanıcılar” olarak tanımlıyor. Sadece siteye bağlanmak gerçekten aktif kullanıcı olmak anlamına pek gelmese de, bana kayıtlı kullanıcılardan daha anlamlı geliyor, özellikle de Facebook’ta belirli bir içeriğin aldığı “beğenmeleri” artırmak amacıyla yaratılmış birçok sahte hesabın varlığını düşünürsek. Facebook geçen ay sahte hesapları ve beğenmeleri silmek için çabalarını artıracağını duyurdu.

1 milyar aktif kullanıcı sayısı dışında AWS raporundaki başka bazı bilgiler dikkatimi çekti:

Kullanıcı Yaşı. Kullanıcıların yaşlarının medyanı 2007’den beri düşüşte. Temmuz 2010’da o hafta siteye katılan kullanıcıların yaşlarının medyanı 23 idi. Eylül 2012 itibarı ile bu sayı 22’ye düştü. Yıllardır süren bu düşüş, gelecekteki toplam kullanıcı aktivitesinin artışı yönünde iyi bir gösterge.

Küresel Erişim. Kullanıcıların nereden bağlandığına göre ilk beş ülke, Eylül 2012’de sırasıyla ABD, Hindistan, Brezilya, Endonezya ve Meksika oldular. (Türkiye yedinci sıradaydı.) Bu sıralama Temmuz 2010’da da aynıydı. ABD dışındaki diğer ülkelerin hepsinin gelişmekte olan ülkeler olması, gelecekteki büyüme beklentileri için iyi.

Lokasyon Bazlı İçerik. Ağustos 2010’da farklı lokasyonlara check-in yapma özelliği eklendikten sonra kullanıcılarca girilen lokasyon etiketli içeriğin sayısı 17 milyarı aştı. Bu basit ortalama ile her kullanıcı başına 17 lokasyon etiketi demek ki, lokasyon bazlı hizmetlerin geleceği için iyi bir haber.

Mobil. Facebook’un artık 600 milyon mobil kullanıcısı var. Uluslararası Telekomünikasyon Birliği ITU tarafından yayınlanan ve küresel mobil ve online kullanımını araştıran 2011 yılsonu raporuna göre, dünyadaki mobil telefon aboneliklerinin sayısı 5.9 milyar, herhalde bugün 6 milyara ulaşmıştır. Bu demek oluyor ki her on mobil kullanıcısından biri Facebook’a mobil telefonu ile bağlanıyor. Bu da güzel bir haber… mi acaba?

Mobil, Facebook için uzun zamandır bir risk etkeni oluşturuyor. Geçtiğimiz Şubat ayında, Facebook’un Amerikan SPK’sı olan SEC’e verdiği halka arz başvurusu mobili şirketin stratejisinin önemli bir parçası olarak niteliyor:

“Akıllı telefonlar ve özellikli telefonlar dahil birçok platformda, kullanıcılara cazip gelecek mobil ürünler ve deneyimler geliştirmeye ciddi kaynak ayırıyoruz. Ayrıca, mobil endüstrisinin her alanında, hizmet sağlayıcılar, cihaz üreticileri, işletim sistemi sağlayıcıları ve programcılar ile birlikte çalışarak mobil cihazlardaki Facebook deneyimini geliştirmeyi ve Facebook’u daha fazla sayıda kişiye ulaştırmayı hedefliyoruz. Uzun vadede kullanıcı sayısının ve kullanımın artışını sağlamak için mobil cihaz kullanımının kritik önem arzettiğine inanıyoruz.”

Ancak aynı başvuruda mobil kullanım nedeniyle şirketin karına yönelik risklerden de bahsediliyor:

Reklamdan gelen ciromuz başka birçok etken nedeniyle olumsuz olarak etkilenme tehditi altında. Bunlardan bir tanesi … Facebook’a mobil ürünlerimiz aracılığıyla bağlanma ve kullanmanın artması. Mobil ürünlerimizden gelen doğrudan ciro çok anlamlı boyutlarda değil, özellikle sitemize mobil erişimin kişisel bilgisayarlardan erişimi azaltması, reklam ve diğer ticari içerik sayesinde gelen cironun azalmasına yol açabilir.”

Halka arzdan önce bile, Facebook mobil dünyaya gözünü dikmişti. Şirket bu yıl Nisan’da Instagram’ı USD 1 milyara satın aldı. Instagram Facebook’tan bağımsız olacak ve görünür gelecekte şirkete entegre olmayacak. Facebook CEO’su Mark Zuckerberg şu yorumu yaptı:

“Artık güzel mobil fotoğrafları başkalarıyla, ilgi alanlarınıza göre paylaşmak konusunda en iyi deneyimleri sunmak üzere Instagram ekibiyle daha yakın çalışabileceğiz. … Instagram’ın Facebook dışında başka hizmetlerle de bağlantılı olmasının sunulan deneyimin önemli bir parçası olduğunu düşünüyoruz.”

Zuckerberg mobil konusuna nasıl yaklaştıklarını, geçen ay San Francisco’da yapılan TechCrunch Disrupt konferansında anlatıyor:

“Soru: Mobil, Facebook için bir avantaj mı, zayıflık mı?

Yanıt: Daha fazla kullanıcı Facebook’ta daha fazla zaman geçiriyor, biz de mobil reklamlardan daha fazla para kazanacağız. … Sağ sütundaki reklamlar çok iyi, bize milyarlarca dolar kazandırıyorlar. Ama mobilde bunu yapamayız. İşlerin değişmesi gerekeceği çok açık. Çok başarılı mobil reklam ürünlerinin geliştirildiğini görüyoruz. Fırsatın büyük olduğu kuşkusuz da, oraya nasıl varılacağı önemli.

Bir sürü yanlış adım attığımız ortada. Şirket olarak yaptığımız en büyük yanlış HTML5’ aşırı güvenmekti, henüz istediğimiz noktaya varamadı. …Herşeyi, istediğimmiz kalitede mobile aktaramadık. Yeni baştan başlamamız ve herşey yeni baştan yazmamız gerekti. İki yıl zaman kaybettik. Yaptığımız stratejik hataların en büyüklerinden birisi, hatta en büyüğü olabilir.”

BusinessInsider’dan Owen Thomas’a göre, şirket kendi mobil reklam ağını da test ediyor:

“Facebook mobil siteler ve mobil uygulamalarda reklamlarla ilgili sınırlı testler yapıyor, Facebook’a bağlanmış olan kişilere reklamlar gösteriyor. Örneğin, ESPN’de Facebook’a bağlanmışsanız ve sonra ESPN’in mobil sitesine giderseniz, bir Domino’s Pizza reklamı görebilirsiniz. Ancak [Facebook sitesinde olduğu gibi] reklam size arkadaşınız Nicholas’ın Dominos’u çok sevdiğini söylemeyecek. Bir Facebook temsilcisine göre, bu reklamlar Facebook’un kendi sitesindeki “sosyal bağlam” (social context) bilgisini içermeyecek.

Bir reklam ağı, Facebook için çok karlı bir ciro kaynağı olabilir. Ancak İnternet’teki reklam ağı piyasasında hem çok fazla oyuncu var ve rekabet kızışmış durumda, hem de Google piyasayı kontrol ediyor. Mobil reklam piyasası ise daha yeni başlıyor. Ve Facebook’un elinde de kullanıcılar hakkında çok veri var – sadece demografik bilgi değil, hangi uygulamaları kullandıkları ve arkadaşlarının hangi uygulamaları kullandıkları da. Facebook’un mobil reklam ağını kullanacak müşteri gruplarından birisi: yazdıkları programları daha çok kişinin yüklemesini isteyen uygulama geliştiricileri. (app developers) Facebook zaten kendi sitesinde ve mobil uygulamalarında bir yandan reklam satarken, aynı zamanda kullanıcıların yeni uygulamaları indirmesini teşvik ediyor. Bu reklamları diğer Facebook uyumlu uygulamalara ve mobil websitelerine yerleştirmek, uygulamaların tanıtım bütçelerine erişimi sağlayabilir.”

BusinessInsider’dan bir başka yazar, Nicholas Carlson, neden Facebook mobil reklam ağının bu kadar önemli olduğuna değiniyor:

“Şu anda İnternette, arama dışında en başarılı reklam işi, kullanıcılar hakkında toplanan verileri [örneğin lokasyon, yaş, cinsiyet, İnternet gezinme alışkanlıkları, satınalma geçmişleri] kullanarak doğru kullanıcılara doğru reklamları göstermek. Web yayıncıları reklam alanlarına kimlerin baktığını biliyor, ve bu alanları belirli özelliklere sahip kişileri arayan reklamverenlere satabiliyorlar. Facebook’un reklam ağının çözeceği sorun şu: mobil uygulama yayıncıları, henüz web yayıncıları gibi, uygulamalarını kimlerin kullandığı ve reklamlarına kimlerin baktığı bilgisine sahip değiller.

Web yayıncılarının reklam alanlarına kimlerin baktığını bilebilmelerini sağlayan, kullanıcıların sitelerde gezinirken tarayıcılarına “çerezler” (cookies) indirmeleri. Yeni bir sayfa yükledikleri zaman, o sayfanın yayıncısı geçmişte indirilen çerezlere bakıp, o anda reklamlarına bakan kullanıcı hakkında bir veri mozayiği oluşturabiliyorlar. Mobilde ise uygulamalar tarayıcılardan farklı programlar. Uygulamalar, tarayıcının indirdiği çerezlere bakamıyorlar. Hatta iPhone tarayıcıları çerezlere hiç izin vermiyorlar.

Yani mobil uygulama üreticileri körlemesine gidiyorlar. Şu anda çok eski moda bir modelle reklam satıyorlar. Ürettikleri içeriğin ne tür insanların ilgisini çekeceği konusunda varsayımlar yürütüyor, reklamlerenleri de bu varsayımlara göre yönlendiriyorlar. Reklamverenler ise reklamları bu yöntemle almaktan hoşlanmıyorlar ve mecbur da değiller.”

Geçen Çarşamba, Facebook mobil uygulama yükleme reklamları programlarını tüm programcılara açtı. Bu demek oluyor ki Facebook’taki programcılar Facebook’un Android ve iOs uygulamalarını Google Pay veya App Store’a bağlayan reklamlar üretebilirler, bu da Facebook’un reklam gelirlerini artırması anlamına geliyor.

Facebook’un hisse fiyatının da bu tür gelir artışlarına şiddetle ihtiyacı var zaten. Şirket hisseleri geçen haftayı USD 19 gibi bir fiyatla kapattı ki, bu da halka arz fiyatı olan USD 38’in tam da yarısı. Hisse fiyatının böyle düşük bir performans göstermesinin iki nedeni var.

Bunlardan birisi önümüzeki yedi ay içerisinde beklenen ve planlanmış olan bağlı hisselerin serbest kalacak olması. Şu anda 700 milyon olan hisse sayısının 2.5 milyara yükselmesi bekleniyor. Ağustos ortasında yayınlanan bir Bloomberg yazısı takvimi açıklıyor:

“Dün serbest kalan hisseler, önümüzdeki dokuz ay içerisinde serbest kalarak satılabilecek 1.91 milyar hissenin %14’üne karşılık geliyor. Bundan sonraki serbest kalma dönemi 15 Ekim-13 Kasım arasında ve 243 milyon hisseyi kapsayacak. 14 Kasım’da 1.2 milyar hisse serbest kalacak, ve bir ay sonra 149,4 milyon hisse daha bunlara katılacak. Daha sonra, son bir kere, 18 Mayıs 2013’te 47,3 milyon hisse daha satışa hazır hale gelecek.”

Diğer neden ise Facebook’un yeni ciro akımları oluşturup oluşturamayacağı konusundaki belirsizlik. Şimdiye dek, Facebook’un iki ana ciro akımı vardı: Reklam ve Ödemeler. Daha önce değindiğimiz gibi, reklam PC’den mobile kayarken, Facebook’un mobil stratejisinin başarılı olup olamayacağı henüz belirsiz. Ödemeler, ki şu anda kadar eşittir sosyal oyun üreticisi Zynga, pek ümit vermiyor, hele Zynga oyun ödemelerini Faceook’tan kendi sitesi Zynga.com’a kaydırmaya çalışırken.

Kısacası Facebook’un yatırımcılarına ve iş dünyasının geri kalanına parayı göstermesi gerekiyor. PandoDaily için New York girişimlerini izleyen Erin Griffith, şirkette bu konuda birçok fikrin dolaştığından söz ediyor:

“Üç aylık raporlarda, “Ödemeler” Zynga’nın dahil olduğu ciro kategorisi. Facebook’un bu kategorisi ufak tefek oyun bağlantılı ödemelerden sanal cüzdan gibi alanlara genişleteceği umut ediliyor. Şirket ayrıca gerçek zamanlı açık artırmalı reklam borsası ürününü kendi sitesinden bütün İnternete taşıyacağını söyledi. Bu da başka bir reklam ürünü, ama Sponsorlu Hikayeler (Sponsored Stories) ürününden farklı olarak, bu fırsat reklamverenlerin iştahını kabartıyor, çünkü İnternette Facebook’tan başka hiçbir sitede sahiplerinin kimliklerinin belli olduğu ve kendi istekleriyle verdikleri bu kadar çok kullanıcı verisi yok. Ayrıca çöpçatanlık, e-ticaret ve arama konularında da fırsatlar var. Belki de bu çeyrekte satın aldıkları şirketlerden birisi (Karma? Face.com?) yeni ciro akımları yaratabilir.”

Facebook’un yakınlarda duyurduğu online hediye dükkanı, Facebook Gifts, bu fırsatlardan birisi. Wired.com’dan Ryan Tate açıklıyor:

“Doğru ürünleri önerme konusundaki eşsiz yeteneğini kullanan Facebook, online bir hediye dükkanı açtı. Bu hamle sosyal ağı, e-ticaretin kralı Amazon’un bölgesine yanaştırıyor, ama zamanlama iyi. Çünkü Amazon bu aralar filmler çekmek, bilgisayar donanımı üretmek, bulut bilişim hizmetleri yaratmak ve kendi ana işi olan elle tutulur ürünler satmak konusundan uzak birçok pazara girmekle meşgul.

Zaten Facebook’un da yakınlarda Amazon’un tahtını devirmek gibi bir niyeti yok. Facebook Gifts çok mütevazı bir şekilde açıldı. Site, çoraplar, kekler, oyuncak ayılar ve Starbucks hediye kartları gibi ,USD 50’nin altındaki ürünleri satıyor. Facebook’un planı, birisinin duvarında “mutlu yıllar” veya “tebrikler” gibi sözcükleri görünce, kullanıcının arkadaşlarına, yeni site aracılığıyla birşeyler almasını önermek.

Fikir çok bariz ve başarısı da önceden Karma’da kanıtlanmış. Facebook, daha bir yıllık bir site olan mobil hediye sitesi Karma’yı Mayıs’ta satın aldı. O zamandan beri Facebook hizmeti yeniden markalaştırdı ve uygulamanın bir masaüstü şeklini de geliştirdi. İşte o uygulama bugün Facebook Gifts olarak lanse ediliyor. (2007-2010 arası, Facebook aynı ismi taşıyan bir sanal dükkan açmıştı, ama bu dükkan sadece sanal ürünler satıyordu.)”

Bir diğer fikir de Sosyal Arama. GigaOm’dan Matthew Ingram açıklıyor:

“… Facebook zaten günde yaklaşık bir milyar aramayı gerçekleştiriyor, ve bunu çok da uğraşmadan yapıyor. Karşılaştırma olarak, bu hacim Microsoft’un Bing’inin arama hacminin 20 katı ve koskoca Google’un üçte biri. Ama olay sadece hacim değil: kritik etken Facebook’un aramalarının, kişiler, markalar veya ilgili konular gibi sosyal olarak ilişkili bilgiler hakkında olması. Bir örnek verirsek, Facebook CEO’u sorulabilecek sorunun “Arkadaşlarım New York’ta hangi sushi lokantalarına gittiler ve beğendiler?” olabileceğini söyledi. Google bu sorunun yanıtını veremiyor, en azından şimdilik. Size bulunduğunuz lokasyonun iki kilometre yakınındaki sushi lokantalarını gösterebilir, Yelp ve benzeri sitelerdeki notlarına bakarak seçmenize yardımcı olabilir, hatta geçenlerde satın aldığı Zagat ve Frommer’s gibi lokanta değerlendirme hizmetlerinin sunduğu bilgileri de getirebilir. Ama size arkadaşlarınızın hangi lokantaları beğendiğini gösteremez. Arkadaşlarınızın tümü aynı zamanda Google+ üyesiyse o başka tabi.”

Benim en çok beğendiğim fikir ise Entegre Sosyal Veri Sağlayıcısı (Integrated Social Utility) fikri. Amazon’a müşterilerin sosyal verilerini vermek varken neden hediyelik eşya dükkanı açılsın? Google’a ilgili sosyal etkilik ve kullanıcı önerilerini vermek dururken niye sosyal aramaya girişilsin? PayPal ile ortaklık kurmak varken niye e-cüzdan işine atılınsın? eHarmony’nin deneyimini kullanmak varken niye sıfırdan bir çöpçatanlık sitesi kurulsun?

Facebook bir e-ticaret sitesi değil. Arama motoru, ödeme sistemi şirketi veya çöpçatanlık sitesi de değil. Facebook bir sosyal veri sağlayıcısı. Diğer kurumsal hizmet sağlayıcıları gibi, doğasında diğer şirketlerle birlikte çalışmak var, onlarla rekabet etmek değil. Bu demek oluyor ki, parasını vermeye hazır olan herkese her türlü sosyal veriyi sağlayabilir. Facebook online pazarlardaki her türlü işletmenin vazgeçilmez ortağı olma ve sistemlerine entegre olarak, müşterileri hakkında başka türlü elde edemeyecekleri verileri sağlama imkanına sahip. Eğer diğer işletmeler de bu avantajların bedelini ödeyerek işlerini geliştirmeye hazırlarsa, bence bu Facebook için en uygun uzun vadeli strateji.

Ama sadece benim dediğime bakmayın. Zuckerman bunu taa 2007’de, TIME’a verdiği ilk röportajda söylemiş:

“Soru: Facebook’u niye bir “sosyal ağ” değil de “sosyal veri kaynağı” olarak tanımlıyorsunuz?

Yanıt: Bence sosyal ağların amacının ne olduğu konusunda genel bir kafa karışıklığı var. Sosyal ağ olarak tanımlanan birçok farklı şirketin farklı farklı amaçları var: bazıları iş konulu networking konusunda hizmet verirken, bazıları ise medya portalleri. Bizim amacımız ise, insanların iletişim kurmasını, bilgi almasını ve bilgi paylaşmasını verimli hale getirmek. Biz hep veri kaynağı öğesini vurguluyoruz.”

Evet, Facebook, yapılması gerekeni 2007’de belirtmişsin. Şimdi, beş yıl sonra, artık bunu hayata geçirmenin zamanı geldi. Yatırımcıların ve bir milyar kullanıcın seni bekliyor.

Reklamlar

1 Yorum

Filed under TÜRKÇE Yazılar

Vida Sıkıştırma Mı, Komple Tadilat Mı?

“Ey İş Dünyasının Liderleri: Herşeyi Yeniden Düşünmenin Zamanı Geldi” (In Listen Up, Biz Leaders: It’s Time To Rethink Everything) adlı yazısında Fortune editörü ve yazarı Geoff Colvin bize bir zamanların endüstri devleri olan Motorola, BlackBerry ve Kodak’ın kaderlerini anımsatıyor.  Colvin, birçok üst düzey yöneticinin, stratejilerinin, organizasyonlarının ve iş modellerinin halen geçerli olup olmadığı konusunda hissettiği endişeye değiniyor.  Sonra da durumun ne olduğunu anlamaları için bir tanı yöntemi öneriyor:

  • Bizim ana işimiz nedir? Ana işimizin süreklilik göstereceğinden emin miyiz?
  • Günümüzün eşi benzerine rastlanmamış iş ortamı müşterilerimizi ve onların davranışlarını nasıl değiştiriyor? Bu bizim önerdiklerimiz için daha mı çok, yoksa daha mı az talep anlamına geliyor?
  • Endüstrimiz temelinden bir yeniden yapılandırma mı geçiriyor, eğer öyleyse bu bizi nasıl etkileyecek? Ufak bir sallanmadan mı yoksa bir depremden mi bahsediyoruz?

Bir şirketin liderleri, zaman zaman kafalarını kaldırıp etraflarına bakarak değişime yol açacak kararları verirler.  Gereken değişimin boyutları ise duruma bağlıdır.  Bazen direksiyonu azıcık çevirmek yererli olurken, bazen de arabayı durdurmak, kontağı kapatıp arabadan çıkarak aksi istikamette giden bir uçakta yer aramak gerekebilir.  Bu işin önceden hazırlanabilir bir reçetesi yoktur. Doğru hareket planına ancak rasyonal analizlerle ulaşılabilir.

“Bu çalkantılı zamanlarda bile, her şirketin stratejisini değiştirmeye ihtiyacı yoktur.  Ama her şirketin, stratejisinin komple bir tadilata mı yoksa bir iki akıllı vida sıkıştırmaya mı ihtiyacı olduğuna karar vermesi gerekir.”

Yorum bırakın

Filed under TÜRKÇE Yazılar

Nakitsiz Toplum: Square Ve Türkiye

Square dikkatimi bu yaz, VentureBeat’teki “Square Kredi Kartı Okuyucuları Artık Walgreens, FedEx Office Ve Staples’da Satılıyor” (Square Credit Card Readers Now Being Sold At Walgreens, FedEx Office, And Staples) başlıklı yazıyı okuduktan sonra çekti.  Ofis malzemeleri dükkanlarında satılan bir kredi kartı okuyucusu mu?

Özetle, Square küçük, kare şeklinde bir okuyucuyla, Android, iPhone veya iPadinizin kulaklık girişine bağlanabilen ve sanki bir POS makineniz varmış gibi kredi kartlarını okuyup tahsilat yapmanıza olanak veren bir ödeme sistemi.  Okuyucu, satın aldıktan sonra kullanmaya başladığınızda hesabınıza okuyucu için ödediğiniz kadar bir para yatırıldığı için bedavaya geliyor.  Sabit veya değişken fiyatlandırma seçenekleri var, ya aylık sabit USD 275 ödemeyi, ya da her geçirdiğiniz meblağın %2,75’ini ödemeyi seçebilirsiniz.  İş saatleri içinde geçirilen ödemeler genelde bir sonraki iş günü banka hesabınıza yatıyor.

Türkiye’de bir POS makinesi almak için bir işletmenin çekmesi gereken eziyetlerle kıyaslayınca epey başarılı bir sistem.

Genellikle, Türkiye’de kredi kartları kabul edebilmek isteyen ve bunun için bir POS makinesi sahibi olması gereken işletmelerin önce bir bankada hesap açarak bir başvuru formu doldurmaları gerekiyor.  Daha sonra banka ile pazarlığa oturuluyor, ama aslında pazarlık sözcüğü lafın gelişi, çünkü bankalar sözleşme şartlarını zorla kabul ettiriyorlar.  Bankaya yapılacak ödemelerin türleri ve meblağları bankalara göre farklılık gösteriyor, ama yaygın olanları POS makinesi bedeli, POS kurulum ücreti, banka komisyonu (meblağın %4’üne varan oranlarda), hizmet ücreti, müşteri sadakat programı ücreti, hesap işletim ücreti ve diğer bilumum ücretler.  Bunların dışında bazı cezalar da sözkonusu, mesela POS makinesinden geçen aylık meblağ bankanın belirlediği bir kotanın altında kalırsa belli bir miktar ceza ödeniyor.

Anlaşmaya varılırsa bu sefer işletmeden bazı belgeler isteniyor.  Bunlar imza sirkülerleri, Ticaret Odası’ndan iyi hal kağıdı, şirket ortaklarının nüfus cüzdanı örnekleri, şirket vergi levhasının bir örneği, şirket kuruluş belgesinin onaylı bir kopyası ve daha niceleri.  Bütün bunlardan sonra, eğer işletme POS makinesi vermeye layık görülüyorsa sıra oldukça kalın bir sözleşmeyi imzalamaya geliyor.  Benim en sevdiğim kısım da burası, bankaların çoğu size imzaladığınız sözleşmenin bir kopyasını veremeyeceklerini söylüyorlar.  Yani az önce nelerin altına imza attığınız konusunda hiçbir fikriniz yok, ve ileride herhangi bir nedenle bakıp öğrenmeniz gerekirse şansınıza küseceksiniz!

Doğal olarak, Square ile önceki paragraflarda anlattığım eziyetleri kıyaslayınca, bu buluşun gayet güzel, özellikle de küçük işletmeler ve şahıslar için oyun kurallarını değiştirebilecek bir inovasyon (disruptive innovation) olduğunu düşündüm.  Meğer yalnız değilmişim.  Yazın başında Square, Starbucks ile bir anlaşma imzalayarak müşterilerinin, ABD’deki Starbucks dükkanlarında Pay With Square appini kullanarak alışveriş yapmasını sağladığını açıkladı.  Sonra, Ağustos sonunda da, Square AT&T ile bir anlaşma yaptığını açıklayarak, Square okuyucularının ABD’deki bini aşkın AT&T dükkanında satılacağını belirtti.

Yani, Square ABD’de oldukça iyi durumda, ama ben daha çok bu sistemin Türkiye’de işe yarayıp yaramayacağını, yarayacaksa nasıl olacağını merak ediyorum.  Bunun gibi yenilikçi bir ödeme sistemi Türkiye gibi gelişmekte olan bir ülke için ne anlama gelir?  Pazarın bütününe yayılıp oyunun kurallarını değiştirebilir mi, yoksa sadece kısıtlı bir çevre tarafından kullanılan, “havalı” bir oyuncak olarak mı kalır?  CGAP (Dünya Bankası tarafından desteklenen, dünyadaki fakirlerin finansmana erişimini sağlamaya odaklı bir araştırma merkezi) analisti Ignacio Mas, “Küçük Ölçekli İşletmeler Elektronik Ödemelere Hazır Mı?” (Are Lower-End Shops Ripe For Electronic Payments?) başlıklı yazısında buna değiniyor:

“Gelişmekte olan ülkelerde, … çoğu insan elektronik ödemeleri yeğlemiyor ve varolan kartların ve akıllı cihazların sayısı fazla yüksek değil.  Bunlardan kartların azlığı daha büyük bir sorun.  Gelişmekte olan ülkelerde, elektronik hesapları bulunan insanların çoğunun hesaplarında fazla bir değer yok, daha çok sayıda insanın hiç hesapları bile yok.  Eğer elinizde bir para biriminden yoksa, ödeme yaparkan onu seçmeniz için bir talep yaratmak pek kolay olmaz.  Bu durumda, sadece zengin, banka hesabı olan seçkinlere hizmet veren işletmeler elektronik ödemeleri (ve bunlarla gelen indirimleri) kabul edecekler.  Her zaman olduğu gibi bu tür sistemlerin pazara çok yavaş nüfuz ettiklerini gözlemleyeceğiz.”

CGAP’in analizine katılıyorum.  Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde, nakit daha epey uzun bir süre “kral olmaya” devam edecek.  Nakitsiz toplum vizyonları iş çevrelerinde bu günlerde sıklıkla gündeme gelir oldu.  Herkesin ödemelerini bir kredi kartı, debit kartı, NFC veya Square gibi bir oyuncakla yaptığı, nakit paranın ortadan kalktığı bir toplum kulağa epey havalı geliyor, hatta İsveç gibi bir ülkede mümkün de olabilir, ama Türkiye gibi yerlerde görünür gelecekte bir hayalden öteye gidemez.

Tamam, kredi kartı kullanımının geçtiğimiz birkaç yıl içerisinde Türkiye’de etkileyici bir hızla arttığı doğru.  Ama şu gerçeği gözardı etmemek gerekiyor:  Kredi kartı kullanıcılarının ciddi bir oranı kredi kartının kredi seçeneğini kullanan ve kredi kartına borçlanarak başka türlü satın alamayacakları şeyleri alan kişiler. (Revolver)  Kredi kartını sadece ödeme aracı olarak kullanan, kart borcunu en geç son ödeme gününde ödeyen ve bakiye taşımayan müşterilerin sayısı çok daha az. (Transactor) Eğer kredi kartına taksit yöntemi ile normal şartlar altında satın alamayacakları şeylere erişen “Taksitçi Transactorlar” da hesaba katılırsa, “Revolver” sayısı daha da artıyor.  Buradan da şu sonuca varıyoruz: Kredi kartı kullanıcılarının sayısının artması insanların nakdi bırakıp tamamen elektronik sistemlere geçmeye hazır olduklarını göstermez.  Olsa olsa insanların, maliyet yüksek olsa da, elinde olmayan parayı harcamayı sevdiklerini gösterir.

Devasa boyutlardaki bir kayıtdışı ekonominin, genel olarak eğitimi düşük müşteri tabanının, finansal kurumlara karşı bir güven eksikliğinin ve vergi kaçırma alışkanlığının yaygın olduğu Türkiye’de, yakın gelecekte elektronik ödeme sistemlerinin nakdi yeneceğine inanmıyorum.  Tersini iddia eden varsa, size birşey satmaya çalışıyor demektir.

Yorum bırakın

Filed under TÜRKÇE Yazılar

Akıllı Telefonlar: Mahkeme Kararı Sonrası Apple-Google İlişkileri

Geçtiğimiz ay, Asymco akıllı telefon pazarı hakkında bir rapor yayınladı.  Raporda akıllı telefon platformlarının 2007-2012 arasındaki pazar paylarını gösteren bu grafik de vardı:

İlgi çekici, değil mi?  Bu arada, geçenlerde Fortune  dergisinde yayınlanan bir yazı şu soruyu soruyordu: “Apple ve Google Patent Konusunda Bir Yumuşamaya Gerçekten Hazırlar Mı?” (Are Apple and Google Really Ready For Patent Detente?)

Sorunun yazıda verilmiş olan yanıtını çok gerçekçi buldum:

“Akıllı telefonlar, büyük ölçüde beş yıl önce iPhone tarafından pazara sürülen inovasyonlar sayesinde, trilyon dolarlık mobil telefon endüstrisinin en hızlı büyüyen segmenti…  [Google] yılda yüzlerce milyar dolar getiren bir pazarda üstünlük kurmuşken, müşterilerine karşı USD 1,05 milyonluk bir mahkeme kararı nedeniyle geri adım atmayacak.  Aynı şekilde [Apple] da mahkeme kararına ve elindeki patentlere dayanarak rakiplerinin “kendi inovasyonlarını kendilerinin geliştirmesi” konusunda diretmekten vazgeçmeyecek.  Apple’in onbinlerce patent başvurusu ve Android cihaz üreticilerine karşı beklemede düzinelerce davası bulunuyor.”

Bana Apple’in yakın gelecekte barış yapmaya çok niyeti yok gibi geliyor, hele ki Samsung’a karşı kazandığı mahkeme kararından sonra.  Android’in akıllı telefon pazar payı olarak Apple’a maliyetini görmek için Asymco’nun yukarıdaki grafiğine bakmak yeter de artar bile.

Oy oy oy!

Yorum bırakın

Filed under TÜRKÇE Yazılar

Küresel Mobil Reklam Harcaması Görünümü

eMarketer, geçenlerde 2011-2016 Dünya Mobil Reklam Harcaması Tahmini ( Mobile Ad Spending Worldwide Forecast 2011-2016) raporunu yayınladı. eMarketer’in raporuna göre, küresel mobil reklam harcamasının 2012 sonunda USD 6,43 milyara ulaşması bekleniyor.

Raporun önemli noktaları şunlar:

  • Bu yıl ilk defa, ABD mobil reklam harcamaları dünyadaki diğer bütün bölgelerden fazla olacak.
  • Hızlı büyümesine karşın mobil, dünyadaki reklam harcamalarının sadece %1’ini oluşturuyor.
  • Asya-Pasifik bölgesindeki mobil reklam pazarı Avrupa’dakinden çok daha büyük olmayı sürdürüyor.
  • Birleşik Krallık’ta mobil reklam harcaması, toplam reklam harcamasının henüz yalnız %2,3’ü olsa da, 2016’ya kadar %11’e ulaşması bekleniyor.

Tüm bunlar iyi haberler olsa da, yakınlarda yayınlanan bir Trademob raporu sanırım bazı mobil reklamverenleri üzecek ve reklam bütçelerini mobil mecralarda harcama konusunu tekrar ele almalarına yol açacak:

“Haziran 2012’de, on küresel reklam ağı üzerinden yaklaşık altı milyon mobil tıklamayı inceledik.  Karşılığında ödeme yapılan tıklamaların %40 gibi dev bir yüzdesi, %0,1’in altında bir dönüşüm oranı (conversion rate from click-to-download) göstererek TAMAMEN DEĞERSİZ olarak nitelendirildi.  Diğer incelemeler bunlardan %18’inin tıklama sahtekarlığı, %22’nin ise kazara tıklanma sonucu olduğunu gösterdi.”

%40 korkunç büyük bir oran.  Bence herkesin vermiş ve vermekte olduğu mobil reklamlarının değerini biraz olsun sorgulaması gerekir.

Yorum bırakın

Filed under TÜRKÇE Yazılar

Distimo’nun “En Popüler Sosyal Paylaşım Uygulamaları” Raporu Veya Veri Nasıl SUNULMAZ

Hollanda’nın Utrecht kenti merkezli Distimo, programcılar için app dükkanı gözetleme uygulamalarına ek olarak mobil cihaz üreticileri ve hizmet sağlayıcıları için app dükkanı pazar raporları hazırlayan bir şirket.  Distimo ayrıca app dükkanı pazarı hakkında aylık bir rapor hazırlıyor.  Son rapora buradan erişebilirsiniz.

Bir Techcrunch yazısında da konu edilen bu raporda, Temmuz 2010-Haziran 2011 arasındaki en popüler sosyal paylaşım uygulamalarını gösteren aşağıdaki grafikle karşılaştım.

Bu grafik, internette dolaşan benzeri grafiklerin insanları nasıl yanlış çıkarımlara yönlendirebileceğine MÜKEMMEL bir örnek:

  1. Veri, KULLANICI SAYISI değil İNDİRİLEN APPLER hakkında.  “Popülerlik” gibi bir kavram o kadar gevşek ki, “indirilmeler”, “toplam kullanıcılar”, “yeni kullanıcılar”, “5 üzerinden 4 yıldız veren kullanıcılar” vs. gibi birçok farklı veri ile ilişkilendirilebilir.  Ayrıca, Facebook gibi uzun zamandır varolan bir uygulamanın elbette ki zaman içerisinde indirilme sayılarının azalması beklenir.  Eğer herkese ZATEN varsa niye bir daha indirsin ki insanlar? Facebook’u bu şekilde yeni uygulamalarla karşılaştırmak tamamen anlamsız.  Geçen yıl bir app indirmişsem bu halen onu kullanmadığım anlamına gelmez.  Ayrıca bir appi indirmiş olmam da onu kullandığım anlamına HİÇ gelmez.
  2. Veri SADECE iPhone uygulamaları için.  Yani diğer bütün marka mobil cihazları yoksayıyor.  Kaldı ki birçok kişi (ben dahil) Facebook hesaplarına girmek için hala mobil olmayan cihazları kullanıyor.  Facebook’tan bu yıl içerisinde yapılan bir açıklama, Facebook’un 845 milyon aylık aktif kullanıcısının 425 milyonunun mobil cihazlarından erişim sağladığını ileri sürdü.  Elbette bu 425 milyon kişinin SADECE mobil cihazlarını kullandığı, kalan 420 milyon kişinin desktop ve laptoplarından giriş yaptığını göstermez. Bu 425 milyon kişi, büyük olasılıkla, hem mobil hem de mobil olmayan cihazları kullanıyorlar.  Sadece iPhone app indirmelerine bakarak genel popülarite ilan etmek çok anlamsız!
  3. Son  olarak da verilerin hangi ülkeleri kapsadığına bakalım.  Dünya haritasında bir ülke siyah ile gösterilmişse, o ülke için VERİ YOK demekmiş.  Gerçekten mi?  Geçtiğimiz altı aylık Socialbakers verilerine göre, Facebook kullanıcıları açısından dünyanın YEDİNCİ büyük ülkesi olan Türkiye’den yazan birisi olarak bunu inanılması çok güç buluyorum.

İstanbul’daki ofisimden, ha bu arada yine Socialbakers verilerine göre İstanbul Facebook kullanıcıları açısından dünyanın ÜÇÜNCÜ büyük kentiymiş, Distimo’ya ve verileri kullanıp yorumlarken gösterdiği ÖZENSİZLİĞE hayret ve teessüflerimi sunuyorum.

1 Yorum

Filed under TÜRKÇE Yazılar

Opt-In’den En İyi Şekilde Yararlanmak

Her zaman Türk şirketlerinin Müşteri İlişkileri Yönetiminin (MİY veya CRM) biraz zayıf olduğunu düşünmüşümdür.  Çoğu şirketin sandığının aksine, müşteri ilişkileri yönetimi, müşteri kayıtlarını bir veritabanında tutmaktan daha fazlasını gerektirir.  İyi ve kaliteli verileri topladıktan sonra bu verilerin başarılı bir şekilde ayıklanmaları, incelenmeleri ve müşteri karlılığını artıracak şekilde yaratıcı yollarla kullanılmaları gerekir, elbette bunu yaparken müşterileri sinirlendirmeden.

Ne yazık ki çoğu Türk şirketi CRM’i sadece müşterilerini çeşitli mecralarda (ki mobil SMS bunların en gözdesi) mesaj bombardımanına tutmak için kullanırken nokta atışları yapmak pek kimsenin aklına gelmiyor.  Ve ne yazık ki, hukuksal alandaki ilerlemenin yavaşlığı nedeniyle, çoğu şirket de bu durumdan fazla zarar görmeden şimdiye kadar idare ettiler.  Hem müşteriler nezdindeki iyiniyetin ve marka imajının zarar görmesini engellemek, hem de pazarlama bütçelerini daha verimli kullanmak için, Türk şirketleri opt-in konusunu daha ciddiye alıp en iyi şekilde yararlanmayı düşünmeliler.

Mitchell Madison Group yıllarımızda birlikte çalıştığımız iş arkadaşım Derek Martin, şu anda Velti’nin Satış Direktörü.  Martin, “Opt-In’i Aşmak” (Getting Past Opt-In) başlıklı yazısında, opt-in’i kullanarak doğru mesajı doğru müşterinin önüne getirirken, müşteri değerini artırmanın önemini vurguluyor:

“Aktif bir şekilde opt-in listelerini oluşturarak ve yöneterek, şirketler bir yandan müşterileri ile olan ilişkilerini geliştirip güçlendirirken, bir yandan da güven ve açıklık ortamını pekiştirebilirler.  Müşterilerin güçlü olduğu bir ilişkide bu özellikler başarıya ulaşmayı sağlayan etkenler olabilirler.”

Yorum bırakın

Filed under TÜRKÇE Yazılar