Tag Archives: VentureBeat

Girişimciler: 10 Yanlış, 5 Ders Ve Bilgeliğe Ulaşmanın 3 Yolu

Birkaç ay önce, küresel bir teknoloji şirketinin İstanbul’daki Ortadoğu Bölgesi Merkezi’nde üst düzey yöneticilik yapan bir arkadaşımla konuşuyordum.  Arkadaşım bana önceki hafta sonunu bir yeni girişimler maratonuna katılarak geçirdiğini, oraya katılan takımlara bakarak içlerinde umut vaadeden ve düzgün iş planları olanlarını aradığını anlattı.  Keyfi kaçmıştı, çünkü katılan birçok takımdan para edebilecek iş planları olanlar bir elin parmaklarını geçmiyordu.  Onlar bile büyük olasılıkla ya yatırımcı bulamayacak, bulsalar bile başarılı olamayacaklardı.  Bunun nedeni şuydu: İş planları ile ilgili sorunlara dikkatleri çekildiğinde ya hemen aşırı savunmaya geçiyor, herhangi bir öneri ya da yoruma şiddetli tepki veriyorlardı, ya da pasif agresif davranarak savunmaya geçmiyor, ama önerileri dikkate de almıyorlardı.  Tüm hafta sonunu harcamasına rağmen, arkadaşım eli boş dönmüş, ve daha çok da girişimci adaylarının tavırları nedeniyle sinirlenmişti.

Martin Zwilling’in, Entrepreneur Magazine’de yayınlanan “İlk Defa Deneyen Girişimcilerin Başarısız Olmalarının 10 Nedeni” (10 Top Reasons Why First-Time Entrepreneurs Fail) adlı yazısı bana arkadaşımı ve verimsiz haftasonunu anımsattı.  Yazının başlığından anlaşılacağı gibi, Zwilling girişimcilerin ilk bir iki girişim denemelerinde yaptıkları yanlışlardan bahsediyor.  Bu tür yanlışlar genellikle deneyimsizlikten kaynaklanıyorlar, çok yaygınlıkla karşılaşılıyor ve çoğu zaman bir kere yanlışı yapıp öğrendikten sonra tekrarlanmayacaklar.  Zwilling, girişimcilerin kendi hatalarını yaşayıp öğrenmek yerine başka insanların yanlışlarından ders çıkarıp doğrusunu öğrenmeleri gerektiğini anlatıyor.  Bilge bir öneri, Konfüçyüs’ün sevdiğim bir sözüne benziyor:

“Bilgeliği üç yöntemli öğrenebiliriz: birincisi üzerinde düşünüp kafa yorarak, ki bu en soylusudur, ikincisi taklit ederek, ki bu en kolayıdır, ve üçüncüsü bizzat yaşayıp tecrübe ederek, ki bu en acısıdır.”

Girişimcilerin on hatası yazıda çok iyi şekilde anlatılmış.  Aşağıda, benim yatırımcı diline tercümelerimle bu on hatayı görüyoruz. Ne yazık ki hepsi de aynı sonuca varıyor:

  • Yazılı iş planı olmaması
    = yetersiz planlama = uygulama riski = düşük kar = kötü yatırım
  • Ciro modelinin zayıf olması veya hiç olmaması
    = ciro yok = kar yok = kötü yatırım
  • İş imkanlarının kısıtlı olması
    = ciro yok = kar yok = kötü yatırım
  • Uygulama becerisi yok
    = uygulama riski = düşük kar = kötü yatırım
  • Fazla rekabet
    = yetersiz ciro = düşük kar = kötü yatırım
  • Fikri mülkiyet yok
    = kolaylıkla taklit edilebilir = fazla rekabet = yetersiz ciro = düşük kar = kötü yatırım
  • Deneyimsiz bir takım
    = uygulama zayıf = uygulama riski = düşük kar = kötü yatırım
  • Kaynak gereksinmelerini hafife almak
    = yetersiz planlama = uygulama riski = düşük kar = kötü yatırım
  • Yeterince pazarlama yapmamak
    = ciro yok = kar yok = kötü yatırım
  • Çok erken hevesi kırılmak
    = uygulama riski = düşük kar = kötü yatırım

Bunların hepsi bir girişimcinin aklında tutarak dikkat etmesi için çok fazla gibi duruyor.  Neyse ki OneWire kurucusu, başkanı ve COO’su Brin McCagg, VentureBeat’te yayınlanan “Deneyimli Girişimcilerin Öğrendiği Beş Ders” (Five Lessons Experienced Entrepreneurs Have Learned) adlı yazısında yönetici arkadaşımın karşılaştığı türden girişimci adaylarına öğrenmeleri gerekenleri özetliyor:

  • İşini takip etmek çok önemlidir.

“Hem uzun vadede hem de kısa vadede, uygulama konusundaki becerini kanıtlamak için detaylı pazar araştırmaları yürüt ve ekonomik görünüm olumsuz da olsa vazgeçme.”

  • Heyecanlı ve tutkulu bir takım oluştur.

“Vizyonuna şiddetle inanan ve pazardaki krizler ile bir yeni girişimin iniş çıkışları gibi olaylarda hemen moralleri bozulmayacak bir çekirdek ekip kur ve onlara güven telkin et.”

  • Denge kritik önem arzeder.

“Yeterince sermaye bul ve işini genişletmek için kaynakları uygun şekilde dağıt.  Doğru dengeye ulaşmaya çalış; pazar şartlarına göre iş planını değiştirip uyarlamaktan çekinme.”

  • Yatırımcı gibi düşün.

“İlgi çekmek için pazardaki bir ihtiyacı karşılayan parlak bir fikir gerekli olsa da, yatırımcılar aynı zamanda ilgilerini girişimin yönetici kadrosuna duydukları inanca göre ayarlarlar.”

  • Dinle ve öğren.

“Girişimciler daha çok iletişime, ikna etmeye ve satmaya odaklanırlar.  Ama yatırımcılar sadece para kaynakları olmanın da ötesinde, kişisel deneyimlerine, başarı ve başarısızlıklarına dayanarak aynı zamanda danışman olarak da yararlı olabilirler.”

1 Yorum

Filed under TÜRKÇE Yazılar

Entrepreneurs: 10 Mistakes, 5 Lessons And 3 Methods To Learn Wisdom

A few months ago, I was talking to a friend of mine who is a high level executive of a global technology firm’s Middle East Region headquarters in Istanbul.  He complained to me that he had spent his entire weekend attending a startup marathon, trying to see if there were any promising teams with decent business plans.  He was upset that of the many teams that attended the event, only a handful had ideas that could be worth something.  Even those few would most likely not be successful or get any funding, because when the problems with their business plans were pointed out, they either became very defensive, reacting strongly to any recommendation or comment, or very passive aggressive, not arguing, but not really listening to suggestions, either.  For all his effort over the weekend, my friend came up empty handed, and was frustrated, mostly due to the attitude of the would-be-entrepreneurs.

Martin Zwilling’s article, 10 Top Reasons Why First-Time Entrepreneurs Fail, from the Entrepreneur Magazine, reminded me of my friend and his weekend. As the title suggests, Zwilling lists top ten mistakes made by entrepreneurs during their first couple of ventures.  Most of these mistakes are due to inexperience, are quite common, and would probably not be repeated after the first time.  Entrepreneurs, Zwilling suggests, should learn from other people’s mistakes rather live through them personally.  Sage advice, very similar to a favorite Confucius quote of mine:

“By three methods we may learn wisdom: first, by reflection, which is noblest; second, by imitation, which is easiest; and third, by experience, which is bitterest.”

The ten mistakes are very well explained in the article.  Here they are, plus my translations into investorese. Unfortunately,  they all lead to the same outcome:

  • No written plan
    =
    poor planning = execution risk = low profits = bad investment
  • Slim or no revenue model
    = no revenue = no profits = bad investment
  • Limited business opportunities
    = no revenue = no profits = bad investment
  • Can’t execute
    = execution risk = low profits = bad investment
  • Too much competition
    = not enough revenue = low profits = bad investment
  • No intellectual property
    = easily replicated = too much competition = not enough revenue = low profits = bad investment
  • An inexperienced team
    = cannot execute = execution risk = low profits = bad investment
  • Underestimating resource requirements
    = poor planning = execution risk = low profits = bad investment
  • Not enough marketing
    = no revenue = no profits = bad investment
  • Giving in too early
    =
    execution risk = low profits = bad investment

All that is a lot for an entrepreneur to watch out for. Luckily, Brin McCagg, co-Founder, President and COO of OneWire, in his VentureBeat article, boils it down to Five Lessons Experienced Entrepreneurs Have Learned, for the would-be-entrepreneurs like the ones my executive friend has encountered.  If they listen, learn, and internalize, they could avoid most of the ten mistakes:

  • Follow-through is essential.

“Prove your ability to execute in both the short and long term, conduct comprehensive market-research and don’t give up when economic outlook appears grim.”

  • Build an enthusiastic and passionate team.

“Build and inspire a core team that fiercely believes in your vision and has the commitment to persevere through market crises and the ups and downs of a startup.”

  • Balance is critical.

“Raise sufficient capital and allocate the appropriate resources to expand your business. Seek to achieve the right balance; don’t be afraid to adjust your business plan depending on market conditions.”

  • It pays to think like an investor.

“While you undoubtedly need a brilliant idea that addresses a market need to spark interest, investors also gauge their faith in the executive team.”

  • Listen and learn.

“Entrepreneurs often focus on communicating, convincing and selling. But investors can be more than financial-backers; they can also act as advisors who speak from their personal experience, failures and successes.”

2 Yorum

Filed under Posts In ENGLISH

Nakitsiz Toplum: Square Ve Türkiye

Square dikkatimi bu yaz, VentureBeat’teki “Square Kredi Kartı Okuyucuları Artık Walgreens, FedEx Office Ve Staples’da Satılıyor” (Square Credit Card Readers Now Being Sold At Walgreens, FedEx Office, And Staples) başlıklı yazıyı okuduktan sonra çekti.  Ofis malzemeleri dükkanlarında satılan bir kredi kartı okuyucusu mu?

Özetle, Square küçük, kare şeklinde bir okuyucuyla, Android, iPhone veya iPadinizin kulaklık girişine bağlanabilen ve sanki bir POS makineniz varmış gibi kredi kartlarını okuyup tahsilat yapmanıza olanak veren bir ödeme sistemi.  Okuyucu, satın aldıktan sonra kullanmaya başladığınızda hesabınıza okuyucu için ödediğiniz kadar bir para yatırıldığı için bedavaya geliyor.  Sabit veya değişken fiyatlandırma seçenekleri var, ya aylık sabit USD 275 ödemeyi, ya da her geçirdiğiniz meblağın %2,75’ini ödemeyi seçebilirsiniz.  İş saatleri içinde geçirilen ödemeler genelde bir sonraki iş günü banka hesabınıza yatıyor.

Türkiye’de bir POS makinesi almak için bir işletmenin çekmesi gereken eziyetlerle kıyaslayınca epey başarılı bir sistem.

Genellikle, Türkiye’de kredi kartları kabul edebilmek isteyen ve bunun için bir POS makinesi sahibi olması gereken işletmelerin önce bir bankada hesap açarak bir başvuru formu doldurmaları gerekiyor.  Daha sonra banka ile pazarlığa oturuluyor, ama aslında pazarlık sözcüğü lafın gelişi, çünkü bankalar sözleşme şartlarını zorla kabul ettiriyorlar.  Bankaya yapılacak ödemelerin türleri ve meblağları bankalara göre farklılık gösteriyor, ama yaygın olanları POS makinesi bedeli, POS kurulum ücreti, banka komisyonu (meblağın %4’üne varan oranlarda), hizmet ücreti, müşteri sadakat programı ücreti, hesap işletim ücreti ve diğer bilumum ücretler.  Bunların dışında bazı cezalar da sözkonusu, mesela POS makinesinden geçen aylık meblağ bankanın belirlediği bir kotanın altında kalırsa belli bir miktar ceza ödeniyor.

Anlaşmaya varılırsa bu sefer işletmeden bazı belgeler isteniyor.  Bunlar imza sirkülerleri, Ticaret Odası’ndan iyi hal kağıdı, şirket ortaklarının nüfus cüzdanı örnekleri, şirket vergi levhasının bir örneği, şirket kuruluş belgesinin onaylı bir kopyası ve daha niceleri.  Bütün bunlardan sonra, eğer işletme POS makinesi vermeye layık görülüyorsa sıra oldukça kalın bir sözleşmeyi imzalamaya geliyor.  Benim en sevdiğim kısım da burası, bankaların çoğu size imzaladığınız sözleşmenin bir kopyasını veremeyeceklerini söylüyorlar.  Yani az önce nelerin altına imza attığınız konusunda hiçbir fikriniz yok, ve ileride herhangi bir nedenle bakıp öğrenmeniz gerekirse şansınıza küseceksiniz!

Doğal olarak, Square ile önceki paragraflarda anlattığım eziyetleri kıyaslayınca, bu buluşun gayet güzel, özellikle de küçük işletmeler ve şahıslar için oyun kurallarını değiştirebilecek bir inovasyon (disruptive innovation) olduğunu düşündüm.  Meğer yalnız değilmişim.  Yazın başında Square, Starbucks ile bir anlaşma imzalayarak müşterilerinin, ABD’deki Starbucks dükkanlarında Pay With Square appini kullanarak alışveriş yapmasını sağladığını açıkladı.  Sonra, Ağustos sonunda da, Square AT&T ile bir anlaşma yaptığını açıklayarak, Square okuyucularının ABD’deki bini aşkın AT&T dükkanında satılacağını belirtti.

Yani, Square ABD’de oldukça iyi durumda, ama ben daha çok bu sistemin Türkiye’de işe yarayıp yaramayacağını, yarayacaksa nasıl olacağını merak ediyorum.  Bunun gibi yenilikçi bir ödeme sistemi Türkiye gibi gelişmekte olan bir ülke için ne anlama gelir?  Pazarın bütününe yayılıp oyunun kurallarını değiştirebilir mi, yoksa sadece kısıtlı bir çevre tarafından kullanılan, “havalı” bir oyuncak olarak mı kalır?  CGAP (Dünya Bankası tarafından desteklenen, dünyadaki fakirlerin finansmana erişimini sağlamaya odaklı bir araştırma merkezi) analisti Ignacio Mas, “Küçük Ölçekli İşletmeler Elektronik Ödemelere Hazır Mı?” (Are Lower-End Shops Ripe For Electronic Payments?) başlıklı yazısında buna değiniyor:

“Gelişmekte olan ülkelerde, … çoğu insan elektronik ödemeleri yeğlemiyor ve varolan kartların ve akıllı cihazların sayısı fazla yüksek değil.  Bunlardan kartların azlığı daha büyük bir sorun.  Gelişmekte olan ülkelerde, elektronik hesapları bulunan insanların çoğunun hesaplarında fazla bir değer yok, daha çok sayıda insanın hiç hesapları bile yok.  Eğer elinizde bir para biriminden yoksa, ödeme yaparkan onu seçmeniz için bir talep yaratmak pek kolay olmaz.  Bu durumda, sadece zengin, banka hesabı olan seçkinlere hizmet veren işletmeler elektronik ödemeleri (ve bunlarla gelen indirimleri) kabul edecekler.  Her zaman olduğu gibi bu tür sistemlerin pazara çok yavaş nüfuz ettiklerini gözlemleyeceğiz.”

CGAP’in analizine katılıyorum.  Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde, nakit daha epey uzun bir süre “kral olmaya” devam edecek.  Nakitsiz toplum vizyonları iş çevrelerinde bu günlerde sıklıkla gündeme gelir oldu.  Herkesin ödemelerini bir kredi kartı, debit kartı, NFC veya Square gibi bir oyuncakla yaptığı, nakit paranın ortadan kalktığı bir toplum kulağa epey havalı geliyor, hatta İsveç gibi bir ülkede mümkün de olabilir, ama Türkiye gibi yerlerde görünür gelecekte bir hayalden öteye gidemez.

Tamam, kredi kartı kullanımının geçtiğimiz birkaç yıl içerisinde Türkiye’de etkileyici bir hızla arttığı doğru.  Ama şu gerçeği gözardı etmemek gerekiyor:  Kredi kartı kullanıcılarının ciddi bir oranı kredi kartının kredi seçeneğini kullanan ve kredi kartına borçlanarak başka türlü satın alamayacakları şeyleri alan kişiler. (Revolver)  Kredi kartını sadece ödeme aracı olarak kullanan, kart borcunu en geç son ödeme gününde ödeyen ve bakiye taşımayan müşterilerin sayısı çok daha az. (Transactor) Eğer kredi kartına taksit yöntemi ile normal şartlar altında satın alamayacakları şeylere erişen “Taksitçi Transactorlar” da hesaba katılırsa, “Revolver” sayısı daha da artıyor.  Buradan da şu sonuca varıyoruz: Kredi kartı kullanıcılarının sayısının artması insanların nakdi bırakıp tamamen elektronik sistemlere geçmeye hazır olduklarını göstermez.  Olsa olsa insanların, maliyet yüksek olsa da, elinde olmayan parayı harcamayı sevdiklerini gösterir.

Devasa boyutlardaki bir kayıtdışı ekonominin, genel olarak eğitimi düşük müşteri tabanının, finansal kurumlara karşı bir güven eksikliğinin ve vergi kaçırma alışkanlığının yaygın olduğu Türkiye’de, yakın gelecekte elektronik ödeme sistemlerinin nakdi yeneceğine inanmıyorum.  Tersini iddia eden varsa, size birşey satmaya çalışıyor demektir.

Yorum bırakın

Filed under TÜRKÇE Yazılar

Cashless Society: Be There or Be Square?

Square caught my attention this summer, when I came across a VentureBeat article called Square credit card readers now being sold at Walgreens, FedEx Office, and Staples.  A credit card reader sold at office supply retailers?

Basically, Square is a payment system where a small, square-shaped reader plugs into your Android, iPhone or iPad’s earphone jack, and allows you to process credit cards, as if you had a POS machine.  The reader is free, after a rebate.  You can choose fixed or flexible pricing, either a flat rate of USD 275 per month, or a variable rate of 2,75% of the charged amount per swipe. Payments taken during business hours usually become available in your bank account the next business day.

Pretty neat, especially when compared to all the hoops a business must jump through to get a POS machine in Turkey.

Generally speaking, a business that wants to obtain a POS machine and the ability to accept credit cards in Turkey, must first fill out an application with a bank and open an account there.  Then come the negotiations, which are not really negotiations but terms dictated by the bank about all the payments the firm has to make to the bank.  Types and amounts of payments vary by bank, common ones are POS machine charge, POS machine setup fee, bank commission rate for the charged amounts (as high as 4%), service fee, loyalty program fee, account processing fee, to name a few.  There are also some penalty fees, if the monthly amount charged through the POS machine is below the quota assigned by the bank.

If there is an agreement, the applicant then must provide the bank with all kinds of documents such as list of authorized signatures, a certificate of good standing with the Chamber of Commerce, copies of the national ID cards of all the partners , a copy of the tax registration certificate,  a certified copy of the article of incorporation and myriad others.  After doing all this, if the applicant is deemed worthy, it is time to sign a bulky agreement with the bank.  My favorite part is where most banks tell you that they cannot give you a copy of the signed agreement, so you have no idea what you just agreed to, and in case you need to look it up in the future, well, tough luck.

Naturally, after comparing the Square to all that hassle just explained above, I thought that it was a pretty good, possibly a disruptive innovation, especially for small businesses and individuals.  It turns out, I was not the only one.  Over the summer, Square signed a deal with Starbucks where customers at participating U.S. Starbucks outlets would be able to pay for products using the Pay with Square app.  Then at the end of August, Square announced a new partnership with AT&T, making Square readers available at 1,000+ AT&T retail stores all over the U.S.

So, Square is doing well in the U.S., but I am more interested in how, if at all, it would work in Turkey.  What does this innovative payment system mean for developing countries like Turkey? Could it become mass market, or would it merely be just another cool gadget, only used by few? Ignacio Mas of CGAP, an independent policy and research center dedicated to advancing financial access for the world’s poor, housed at the World Bank, talks about it in Are Lower-End Shops Ripe for Electronic Payments?.

“In developing countries, … most people do not have a preference for electronic payments, and the installed base of cards and smart devices is still low. The former is by far the bigger obstacle. The majority of people in developing countries who have an electronic account do don’t have much value stored in them, and many more don’t even have an account. It’s hard to create a preference for paying in a currency you don’t have. In this situation, only merchants that tend to serve the richer banked elites will see a reason for accepting electronic payments (and, more significantly, the merchant discounts that come with that). Accordingly, we’ll observe the usual slow progression down-market.”

CGAP’s analysis rings true.  In developing countries like Turkey, cash will continue to be king for a long, long time. Visions of a cashless society come up more and more often in business circles these days.  The cashless society idea, where everyone uses a credit card, debit card, NFC or a gadget like Square instead of cash, sounds cool and may work in a country like Sweden, but around here it is nothing but a pipe dream, at least for the near future.

Sure, credit card usage has grown at an impressive rate in Turkey over the past few years. But a significant number of credit card owners are “revolvers“, people who use the credit card to buy things they otherwise would not be able to afford, as a substitute for a loan, if you will, instead of “transactors“, who simply use the credit card as a convenient payment tool. If you include transactors using the “installments” method of payments, a phenomenon unique to Turkey, number of revolvers becomes even more significant.  So, the large number of credit card users does not necessarily mean that people prefer credit cards and are willing to abandon cash.  It just means that they enjoy spending money they do not actually have, even if the cost of doing so is high.

With its huge underground economy, uneducated customer base, low level of trust in financial institutions and a widespread habit of tax evasion, I do not foresee electronic payments winning over cash in Turkey anytime soon.  Anybody who tells you different is trying to sell you something.

Yorum bırakın

Filed under Posts In ENGLISH